Neden beş parmak?

Bugün embriyon bilimcilerin üzerinde en çok kafa patlattıkları konulardan biri de, parmakların hangi nedenlerle evrim geçirdiği… Bir grup bilim adamı Darvinci ve maddeci yaklaşımla “çevrenin evrimi zorladığı”nı savunurken; bir diğer grup bilim adamı da “çevre koşullarını parmağın anatomik evriminin belirlediği”ni ileri sürüyor. Bu ikinci grupta daha çok embriyolojistler yer alıyor ve onlar genetik belirlemeye daha önem veriyorlar.

Mutasyon sonucu oluşan çok parmaklılığa bir örnek

Bundan tam 360 milyon yıl önce,  1 metre uzunluğundaki bir balık, suların aniden alçalması nedeniyle, kendisini karada bulmuş ve insanlık tarihinin ilk “adımları”nı atmıştı. Çünkü “Acanthostega” isimli bu balık, solungaçlarından ve kuyruk yüzgeçlerinden başka, ayaklara da sahipti… Ama işin asıl ilginç yanı, bu ayaklarında tam 8 tane parmak bulunuyordu. 1987 yılında Groenland Adası’ndaki kızıl çakıl taşlıklarında bulunan Acanthostega fosili, bugün paleontoloji bilimindeki birçok veriyi altüst ediyor.

“Acanthostega”, başlangıçta 5 değil 8 parmağa sahipti

Bu hayvanı paleontoloji açısından son derece önemli kılan ilk neden “yeryüzünün bilinen en eski dört ayaklı canlısı” olmasıydı… Ayrıca, yüzgeçli balıklarla sürüngenler arasındaki evrim zincirinin de tek örneğiydi… Bu hayvanın fosili bulunana kadar dört ayaklı canlıların başından beri 5 parmağa sahip oldukları; ama bunların bir bölümünü daha sonradan yitirdikleri varsayılıyordu. Oysa “Acanthostega”, başlangıçta 5 değil 8 parmağa sahipti. Tıpkı, başlangıçta 7 parmağa sahip olan “Ichtyostega” isimli balık ve yine başlangıçta 6 parmağa sahip olan “Tulerpeton” sürüngeni gibi… Bu durumda, “dört ayaklı canlıların baştan 5 parmaklı olacağı” kuralı tartışılmaz niteliğini yitiriyordu. Bugün bilim, “Acanthostega” gibi atalarımız kabul edilen tüm hayvan­ların şu anda sahip olduğumuz par­mak sayısından fazla parmağa sahip olduklarını kanıtlıyor. İnsanoğlunun 5 parmaklı olması kesinlikle evrim içinde bir tesadüf… Bunun, insanın genetik programlanmasıyla hiç bir alakası yok… Ayak anatomisinin kro­mozomlarda yazılı olduğu bir gerçek ama bir el ya da işaret parmağı geni diye birşey sözkonusu değil…

Parmakların sayısını belirleyen genler değil

Bilindiği gibi, omurgalılarda or­ganların mimar genleri ya “homeogenler” ya da “Homeobox”un kı­saltılmışı olan “Hox genleri”… Bu gen kompleksleri, parmakların yanısıra; kolun, önkolun, bileğin embri­yon gelişimini kontrol ederken, aynı zamanda üreme aygıtının, yemek bo­rusunun, beynin ve omuriliğin de ör­gütlenmesini belirliyorlar. Kısacası elin evrimi, vücudun geri kalan bölü­münün evriminden bağımsız bir olay değil… Çünkü, sudan çıkan ilk canlı­lar karada yürümek için ayaklara na­sıl ihtiyaç duydularsa, yerçekiminden kaynaklanan basınca direnmek için de belli bir kemik yapısına ve açık havada üremek için de yeni üreme organlarına ve mekanizmasına ihti­yaç duymuşlardı. Üstelik bu ikinci ve üçüncü ihtiyaçlar karada yaşam için daha kaçınılmaz ve önemliydi. Parmakların sayısı ise, anatomik ev­rimin basit bir sonucundan başka bir şey değildi. Nitekim Ganj Nehri’nde yaşayan zebra balıkları, insanoğlu ve fare ile aynı “Hox genlerine” sahip­ler, ama bu genetik potansiyellerine rağmen, kullanım ihtiyaçları olmadı­ğı için 5 parmağı geliştirmiş değiller… Yani, evrim içinde, parmakların sayısını belirleyen genler değil, onla­rın kullanım ihtiyacının yönlendirdi­ği anatomik evrim…

Tartışma: 5 parmaklılığımız değişmez mı?

İlk canlıların sudan çıkmalarını iz­leyen 30 milyon yıl içinde, organlar, evrimin zorunlulukları çerçevesinde biçimlendiği ve 5 parmak oluşumu­nun da bu süreç içinde sabitlendiği konusunda hemen hemen bütün bilimadamları anlaşıyorlar. Tartışma ise 5 parmaklılığımız değişmez (sabit) mi yoksa genel bir kural mı olduğu nok­tasında yoğunlaşıyor. Paleontologlar. Darwinci düşünceye daha yakın bir tavrı benimsiyorlar. Onlara göre, hayvanlar dünyasındaki çeşitliliği gözönüne alırsak, 5 parmaklılık sabitleşmiş, değişmez bir olay değil, sadece bir kural… Örneğin sinek ba­lıkları, balinalar ve boa yılanları dört ayaklı canlılar… Yani temel özellik­leri, her birinde 5 parmak bulunan 4 ayağa sahip olmaları…

5 parmağa sahiptiler ama bazı türler­de bu sayı evrimin zorlaması sonucu giderek azaldı

Ancak bu, teoride geçerli olan bir kural… Çünkü balina, boa yılanı ya da sinek balıkları fizyolojik olarak bugün bu tanıma uymuyorlar, Aynı şekilde kuşlar bugün 3 parmağa sahipler… Embriyon gelişmelerinin bel­li bir noktasında 1. ve 5. parmaklarını yitirdiler. Yine, başlangıçta dört ayaklı olan yılanlar da evrimleri sıra­sında ayaklarını tümden yitirmişler. Kısacası dört ayaklılarda 5 parmağın varlığı sabit değil… Sadece bir ku­ral… Ama evrimlerinin başlangıcın­da dört ayaklılar, büyük bir olasılıkla 5 parmağa sahiptiler ama bazı türler­de bu sayı evrimin zorlaması sonucu giderek azaldı. Bunun en mükemmel örneği, dört ayaklı, tek parmaklı bir hayvan olan at… Oysa 60 milyon yıl önce, atın atası sayılan “Eohippus”un boyu sadece 35 santimdi ve ön ayaklarında 4. arka ayaklarında 3 parmağı vardı. Daha sonra boyu 10 santim uzadı “Mesohippus” adını aldı. “Mesohippus “un hem Ön hem arka ayaklarında bu kez sadece 3 parmak bulunuyordu, ama bunlardan bir tanesi diğerlerine oranla daha gelişmişti. Bugünkü at türü olan “Equus”dan bir önceki aşamada görülen “Pliohippus” örneğinde ise, par­maklar arasındaki bu farklılaşma iyice su üstüne çıktı. Ortadaki parmak iyice büyüyüp gelişirken, yan par­maklar giderek küçülmüş ve geriye doğru kaymıştı. Çağdaş at türü olan “Equus”da ise artık nal çakılan tek bir parmak var… Şimdi, bilimadamları şu bilmeceyi çözmekle uğraşıyorlar? Atın dörtnala gitme isteği mi parmaklarının oluşumunu etkiledi; yoksa parmak­ların bu evrimi mi, ata dörtnala koş­ma yeteneği sağladı? Bu bilmece hala çözmüş değil….

Son ortaya çıkan or­ganlar, ilk yok olup giden or­ganlar oluyor…

Ya baş parmak yok olacak ya da 6. parmak yolda.

Bütün bu karışıklığa rağmen elimizin evrimi konusunda bazı öngörüşler ileri sürülebiliyor Çünkü, embriyolojide temel ve değişmeyen bir kural sözkonusu; Son ortaya çıkan or­ganlar, ilk yok olup giden or­ganlar oluyor… Bu bağlamda eğer evrimin bir ileri aşaması parmak yitireceksek, bu en son ortaya çıkan başparmağımız olacak. Oysa başparmak, fonksiyonel açıdan yeri doldurulmayacak bir öneme sa­hip… Öte yandan, bilimadamları bir 6. parmakla donatılmamızın da mümkün olduğunu söylüyorlar. Çünkü, parmaklar elin o bölgesinde­ki kıkırdağımsı bir yaydan çıkarak oluşuyorlar. Bu yayın genişliği par­makların sayısını belirliyor. Bilima­damları genlerimizin şu anki evrimi­ni dikkate aldıklarında, bu kıkırda­ğımsı yayın büyümekle olduğunu ve birkaç milyon yıl sonra bir 6. parma­ğı doğuracağını vurguluyorlar. Ünlü matematikçi Georges Ifrah’a göre, 6. parmağın milyonlarca yıl sonra gerçekleşmesi kesinlikle bir şanssızlık… Çünkü, eğer bugün bir elimizde 6 parmak olsaydı toplam 12 parmağı­mız olacaktı. Bu durumda, 2’ye, 3’e. 4’e ve 6’ya bölünebilen parmaklarımızla çok daha etkili hesaplar yapabilecektik. Oysa bugünkü ondalık parmak sistemimiz sadece 2’e ve 5’e bölmeleri müm­kün kılıyor…


Focus dergisi Eylül 1998 sayısında yayınlanan “Neden 5 Parmak?” başlıklı yazıya başlıklar ilave edilerek

 merakediyorum@googlegroups.com üyeleri için derlenmiştir.

Resimlerde kirlilik yaratmamak için grup adı vs kullanılmamıştır.

Lütfen bu kısmı silmeyiniz, kaynak göstererek paylaşınız.

Reklamlar