Türkiye’de ilk “deniz dinozor” fosil keşfi: Mosasaurus hoffmanni

“Çekici kayaca vurdukça, kayaçta oluşan çatlak, kayaç kütlesi içindeki hazinenin ilk ipuçlarını veriyordu. Birkaç dakika sonra kayaç bloğu ikiye bölündüğünde inanılmaz bir manzara ile karşılaştım; 60-70 cm uzunluğunda bir kemik ve bu kemikten uzanan 10-12 cm uzunluğunda bir dizi uzun, sivri, parçalayıcı dişler. İnanılmaz derecede heyecanlandım, biliyordum ki bu kayaçlar 60-70 milyon yıl öncesine aitti ve o dönem dinozorların yeryüzünden yok olduğu bir dönemdi ve bu iri çene kemiği ile iri dişler o dönemden bir canlıya ait olmalıydı.”

Devrekani İlçesi (Kastamonu) kuzeyinde yer alan Beyler Barajı

1999 Ağustos ayı Güneş tutulmasından iki gün önce Devrekani İlçesi (Kastamonu) kuzeyinde yer alan Beyler Barajı çevresinde, ülkemizde bugüne kadar saptanmamış bir fosile ait ilk kalıntılar ortaya çıktı. Gerçekte hiç de yabancı olmadığım bu inceleme alanı, 1991’de tamamladığım doktora tezi sahasıydı ve fosil kalıntıları bulduğum katmanlar 65-70 milyon yıl öncesine ait, Tebeşir Devri olarak nitelendirilen (Mesozoyik Dönem-günümüzden 230-65 milyon yıl) zaman diliminin sonuna aitti.

70 x 30 x 30 cm boyutlarına sahip iri bir kayaç kütlesi içinde gömülü olan bu fosile ait kalıntıları, kayaç kütlesinin birkaç noktasından dışarı doğru çıkıntı yapan ve kemik dokusunu ifade eden malzemenin gözlemlenmesi üzerine şüphelenerek kayacı kırmaya başladım. Çekici kayaca vurdukça, kayaçta oluşan ve kayacın uzun eksenine paralel uzanan çatlak, kayaç kütlesi içindeki hazinenin ilk ipuçlarını veriyordu. Birkaç dakika sonra kayaç bloğu ikiye bölündüğünde inanılmaz bir manzara ile karşılaştım; 60-70 cm uzunluğunda bir kemik ve bu kemikten uzanan 10-12 cm uzunluğunda bir dizi uzun, sivri, parçalayıcı dişler. İnanılmaz derecede heyecanlandım, biliyordum ki bu kayaçlar 60-70 milyon yıl öncesine aitti ve o dönem dinozorların yeryüzünden yok olduğu bir dönemdi ve bu iri çene kemiği ile iri dişler o dönemden bir canlıya ait olmalıydı.

Ankara’ya döner dönmez konu ile ilgili araştırmalara başladım ve Paris Tabiat Tarihi Müzesi’nden dinozorlar üzerine araştırması ile bilinen Prof. Dr. Phillipe Taque ile temas sağlandı. Dr. Taque bunun gerçek anlamda bir kara dinozoru olmayıp, aynı dönemde yaşamış, onlar kadar karakteristik ve önemli, “denizlerin dinozoru” ya da “dinozorların kuzeni” olarak da nitelendirilebilen Mosasaur adı verilen bir gruba ait olduğunu ve bu konuda aynı müzede görevli olup, Mosasaurlar üzerinde çalışan Dr. Nathalie Bardet ile temas sağlanmasının yararlı olabileceğini söyledi. Dr. Bardet’nin 2000 yılı yaz döneminde Türkiye’ye gelmesi ve bir haftalık laboratuvar ve arazi çalışmaları sonucunda, bulunan kalıntıların tanısı ortaya konulmuş oldu. Bu bulunan kalıntıların sahibi olan canlı 65-70 milyon yıl öncesine ait olup, bu dönemlerin karakteristik/index bir fosili idi. Bu canlı grubu da aynı dinozorlar ve o dönemlerde yaşamış pek çok mikro ve makro canlı grubu gibi, 65 milyon yıl önce dünyamızın geçirdiği büyük yok olma döneminde ortadan kalkmıştı. Bu fosil Türkiye’de ve Asya’da ilk kez keşfedilen Mosasaurus hoffmanni Mantell, 1829 idi.

Bu keşfin bilim dünyasında belgesi niteliği taşıyan bir yayının (makalenin) hazırlanması ve Journal of Vertebrate Paleontology’nin 22/3 nolu sayısında basılması ile bu keşif ulusal boyutta ilk kez 55. Türkiye Jeoloji Kurultayı’nda sergilenmiş, bilimsel kamuoyuna ve medyaya sözlü sunum olarak duyurulmuştur.

Mosasaurlar hakkında

Mosasaurlar aslında Reptil (sürüngenler) grubundan olup, Santoniyen-Maastrihtiyen (65-70 milyon yıl öncesi) döneminde yaşamış canlılardır ve ilk kez 1770-1780 yıllarında Dr. K. Hoffman tarafından Hollanda’da bulunmuştur. Günümüze kadar bulunan en küçük Mosasaur 3-3.5 metre uzunluğunda iken, en irisi ülkemizde de saptanmış olan Mosasaurus hoffmanni, 17.5 metre uzunluğunda olup, sadece kafa uzunluğu 1.5 metreye yakındır ve kara dinozorlarından meşhur Tyrannosaurus rex ile eşit boyuttadır. Günümüze kadar yeryüzünde 40-50 Mosasaur türü saptanmıştır. Ülkemizde saptanan tür, daha önce ABD (New Jersey), Hollanda, Belçika, Polonya ve Bulgaristan’da olmak üzere toplam 5 farklı lokalitede de bulunmuştur.

Mosasaur iskeleti

Mosasaurlar tamamen okyanusal ve denizel canlılar olup, su içinde yatay hareketlerini balıklar ve yılanlar gibi, dikey hareketlerini ise balinalar gibi sağlıyorlardı. Hava solunumu (trake) yapan bu canlılar periyodik olarak deniz yüzeyine çıkıp bu gereksinimlerini gerçekleştirirler. Çoğunlukla hem bu nedenle, hem de beslenme amacıyla sığ sularda dolaşan Mosasaurlar, etobur canlılar olup, denizlerde yaşayan kendilerinden küçük tüm canlılarla (balıklar, ammonitler, yengeçler) beslenirler. Ülkemizde bu kalıntıların bulunduğu seviyeler gerçekten de ammonit ve yengeç fosillerinin bol olarak bulunduğu, sığ denizel çökelme alanlarıdır. Bu canlıların üremesi, ne gerçek anlamda memeliler gibi (viviparity), ne de olgunlaşan yumurtalarını dışarı bırakma (oviparity) biçimindedir. Bu canlılarda dişi, yumurtalarını gövdesinde tutar, yumurta gövde içinde parçalanır veya yarılır ve yavru doğrudan denize bırakılır (ovoviviparity).

Peki, devasa bir boyuta sahip olan, o dönemlerin deniz ve okyanuslarının en dev canlısına ait bulunan kalıntılar sadece bu kadar mı? Gerisi, yani 16-17 metre uzunluğundaki gövde, kuyruk ve yüzmeye yarayan ön ve arka organlara ait kalıntılar nerede? Bulunan fosil kalıntılar şimdilik bu kadar. Fosillerin bulunduğu lokalitede ve çevresinde gerçekleştirilen onca arama ve incelemeye rağmen malesef diğer kalıntılar bulunamadı, çünkü yine malesef fosil kalıntıların bulunduğu nokta Beyler Baraj Gölünün üst savak olarak nitelendirilen kesiminde bulunmuş olup, üst savak alanının oluşturulması sırasında gerçekleştirilen kazı ve harfiyat çalışmaları sonucu söz konusu fosilin 16-17 metrelik gövde ve kuyruğuna ait kemik parçaları bilinmeyen yerlere taşınmış durumda. Ancak şimdi bu harfiyat çalışmaları ile taşınan malzeme bulunmalı. Bu durum göstermektedir ki, böylesi büyük çaplı inşaat ve kazı çalışmalarında, jeolojik, paleontolojik, arkeolojik ve antropolojik değerlerin yitirilmemesi için çok dikkatli olunmalı.

Mosasaur ve insan boyunun karşılaştırması

Bu buluntuda bilim dünyasının şansı, canlıya ait çene ve bir dizi dişin bulunmasıdır. Çünkü, bu kalıntıların Mosasaurus hoffmanni olduğu, eğer dişler bulunmasaydı kesin olarak belirlenemeyebilirdi; dişler ve dişler üzerindeki bazı çizgisel özellikler bu canlının sınıflandırılmasında (taksonomi, classification) en önemli materyal.

Bu keşif aynı zamanda 65-70 milyon yıl önce Anadolu’nun bulunduğu bölgenin ve Anadolu’nun büyük oranda denizel-okyanusal bir etki altında olduğu konusunda öteden beri bilim insanlarınca söylenen bir savı da destekler niteliktedir. Bu keşif doğanın ülkemize bir armağanıdır.

Bilim ve Gelecek, Dinodiyar

Reklamlar