Dinle bilimi birbirine düşman kılmayalım

Tiffany ilim ve irfan penceresinde (1890) bilim ve dinin uyum içinde olduğu betimlenir.

Allah mı yarattı bizi? Yoksa ‘maymun’dan mı geliyoruz?  Şöyle de sorulabilir:
Tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında, yani Kuran, İncil ve Tevrat’ta yer aldığı gibi, Allah bizi bugünkü halimizle mi yarattı?
Yoksa, İngiliz bilim adamı Charles Darwin’in teorisine göre, biyolojik evrim yoluyla mı bugünlere geldik?
Birincisi Yaradılış…
İkincisi, Evrim Teorisi…
İkisine de inananlar var. Dün de vardı, bugün de var, yarın da olmaya devam edecek.
Ama her konuda olduğu gibi bu alanda da bağnazlar, radikaller eksik değildir. Bin yıldır kendi kör inançlarını bayrak gibi sallayarak karşı tarafı yerin dibine batırmaya çalışırlar.
Batı’da var böyleleri, Doğu’da da. Hıristiyan dünyasında da, İslam coğrafyasında da…
Katolik Kilisesi, tarihte bir zamanlar kendisi gibi düşünmeyenleri, ‘dine düşman oldukları’ gerekçesiyle Engizisyon mahkemesinde yargıladıktan sonra canlı canlı odunlara bağlayıp cayır cayır yakabilmişti.
Ortaçağ’da Galileo Galilei’yi, “Dünya güneşin çevresinde dönüyor!” dediği için ölüme mahkûm etmişti Engizisyon’da… Fakat aynı Katolik Kilisesi 1992’de Galilei’yi tanıdı, kaç yüz yıl sonra da olsa itibarını iade etti.
Zaman çok şeyi değiştiriyor.
İnsanlık tarihinde yaşanan trajedi ve acılar, Katolik Kilisesi’nin Engizisyon’u gibi, Stalin ve Hitler’in totaliter rejimleri gibi feci örnekler aşırı uçlarda oynamanın ve bağnazlığın kötülüklerini gözler önüne serdi.
Tarihin sayfaları böylesi kepazeliklerle dolu.
Bu nedenle, dinle bilimin birbirine düşmanlığına ilişkin bağnaz görüşlerin eleştirisi de zaman içinde yaygınlaştı, haklılık kazandı.
Dinle bilimin farklı alanlarının birbirine karıştırılmaması genel kabul görmeye başladı.
İki alan birbirine saygıyı, tahammül ve hoşgörüyü öğrenmeye koyuldu.
Bu açıdan, Darwin Yılı dolayısıyla bu yakınlarda Roma’da, Vatikan’da ilginç bir konferans yapılmış.
Düzenleyen, Katolik Kilisesi(*).
Konferansın ana konusu, Yaradılış’la Evrim Teorisi arasında köprüler kurulabilir mi sorusunda yatıyor.
Ve uçlar reddediliyor.
Şu tema ilginç:
Din bilimin yerini almak istemiyordu, bilim de dinin… Ve inançla bilim arasında diyalogun önemi…
Bir başka deyişle:
Bağnazlık kırmızı kart görüyordu.
Peki ya bizde?..
TÜBİTAK’ta olan nedir?
Uzun adı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Kurumu olan TÜBİTAK’ın dergisinde 16 sayfalık Darwin Dosyası nasıl oldu da, kapak konusu olmaktan düşürüldü?
Burada sansürcülük var.
Bağnazlık var.
İfade özgürlüğüne darbe var.
Hastalıklı bir zihniyet…
Dün sabah bu yazıyı düşünürken kaç yıl önceki bir yazımı anımsadım. Ve arşivimden bulup çıkardım o yazıyı.
Tarih, 11 Eylül 1985.
Cumhuriyet’teki yazımın başlığı:
“Gene laiklik ve Dinçerler…”
Başbakan Özal hükümetinde Milli Eğitim Bakanı olan Vehbi Dinçerler’i Darwin Teorisi’yle ilgili olarak, ders kitapları bağlamında dinle bilim konusunu birbirine karıştırdığı için fena halde eleştirmişim.
Çeyrek yüzyıl geçmiş.
Bu konu yine gündemde.
Ama bu yalnız bize özgü değil. Yaradılış ve Evrim Teorisi’yle ilgili tartışmalar örneğin Amerika’da da bitmiyor. Yüksek Mahkeme’ye kadar çıkan, karara bağlanan olaylar yaşanıyor. Avrupa’da da var örnekleri…
Biz de yaşıyoruz.
Yaşamaya da devam edeceğiz.
Ama dünyanın sonuymuş gibi yaşamasak daha iyi olacak. Her seferinde çok geriyoruz, çok geriliyoruz.
Dinle bilim birbirinin düşmanı değil. Din de yaşayacak, bilim de gelişecek.
Ve farklı düşünceler hep olacak. Önemli olan birbirimizin fikirlerine, inançlarına saygı ve tahammül beslemeyi öğrenmek ve farklılıkları hoş görebilmek…
Uygarlığın yolu bundan geçiyor.
İyi pazarlar!
——————
* Konferansın adı: “Biyolojik Evrim, Olgular ve Teoriler.” Vatikan’daki beş günlük konferansla ilgili uzun bir makale için 11 Mart 09 tarihli Neue Zürcher Zeitung gazetesine bakılabilir, sayfa 23.

Hasan Cemal

Milliyet

Reklamlar