El ve ayak üzerinde yürüme geni nasıl bulundu?

‘Üner Tan Sendromu’ olarak bilimsel literatüre geçen bu hastalığın ana bulguları arasında el-ayak üzerinde yürüme, zeka geriliği, konuşma bozukluğu ve özellikle beyinciğin ‘vermis’ olarak adlandırılan bölgesi olmak üzere genel bir beyin-beyincik sistemi anomalisi bulunmaktadır.”

“UNERTAN (Üner Tan) Sendromu” olarak da bilinen insanlarda 4 ayak üzerine yürümeye neden olan genin bulunduğu araştırma projesinin yürütücüsü Bilkent Üniversitesi Fen Fakültesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümünü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Özçelik, projeninHatay’daki aile dışında Adana, Gaziantep ve Çanakkale’de yaşayan toplam 4 aile üzerinde sürdürüldüğünü söyledi.

Genin tanımlanmasıyla tıpta tanı-teşhis testlerinin ilaç geliştirmeye yönelik hedef moleküllerinin belirlenmesi için yolların açıldığını belirten Özçelik, çalışmanın “evrim teorisi” ile direkt değil, ancak dolaylı bir ilişkisinin bulunduğunu söyledi.

Özçelik, Üner Tan tarafından 3 yıl önce tanımlanan sendromun tıp dünyasında iki büyük tartışma yarattığını söyledi. Özçelik, bu süreci şöyle anlattı:

“Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Türkiye Bilimler Akademisi üyesi olan Prof. Dr. Üner Tan tarafından el-ayak üzerinde yürüyen olağandışı bir aile dünyada ilk kez ortaya çıkarılmıştı. ‘Üner Tan Sendromu’ olarak bilimsel literatüre geçen bu hastalığın ana bulguları arasında el-ayak üzerinde yürüme, zeka geriliği, konuşma bozukluğu ve özellikle beyinciğin ‘vermis’ olarak adlandırılan bölgesi olmak üzere genel bir beyin-beyincik sistemi anomalisi bulunmaktadır.”

Türkiye’nin güneyinde yaşayan bir ailede gözlenen bu hastalığın bilim dünyasında önemli bir tartışmayı tetiklediğini anlatan Özçelik, ilk görüşün “bilinmeyen bir genin bozulması” yönünde olduğunu, ikincisinin ise “denge için gereken sinir ağları bozulan herkesin dört ayak üzerine düşebileceği” ve “buna neden olan en önemli faktörün ise çevre” olacağı yolundaki görüşler olduğunu söyledi.

İkinci görüşün genellikle İngiliz bilim adamları tarafından ortaya atıldığını belirten Özçelik, bu bilim adamlarının “tevekküle” inanan toplumlarda bu tür hastalıkların ortaya çıktığını düşündüklerini kaydetti. Özçelik, ikinci görüşün hastalığın yalnızca Hatay’daki ailede değil, pek çok ülkede görülmesi gibi nedenlerden dolayı bilimsel açıdan çok tutarlı olmadığını belirtti.

Sendromun tanımlanmasının ardından Aralık 2005’de Bilkent Üniversitesi doktora öğrencileri Elif Uz, Şafak Çağlayan, Emre Onat ve Süleyman Gülsüner, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Meliha Tan, Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurten Akarsu ve Çukurova Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Üner Tan’dan oluşan bilim adamlarının yer aldığı ekibin bu sendromu ortaya çıkaran nedenleri bulmak için araştırmaya başladığını belirten Özçelik,TÜBİTAK Sağlık Bilimleri Araştırma Grubu’nun desteklediği proje kapsamında 9 ay süren çalışmada, insanlarda el-ayak üzerinde yürüme ile ilişkili ilk geni tanımladıklarını bildirdi.

“Bilim dünyası haritasında yerini aldı”

Amerikan Bilimler Akademisi’nin resmi yayın organı olan Proceedings of the National Academy of Sciences’ta (PNAS), çok düşük yoğunluklu lipoprotenin reseptör (very low density lipoprotein receptor – VLDLR) geninin bulunmasıyla ilgili çalışmanın yayınladığını ifade eden Özçelik, “PNAS makalesinin editörlüğünü yapan, University of Washington’un Amerikalı genetik Profesörü Mary-Claire King, ‘Bu zarif çalışma ile Türkiye’deki moleküler genetik çalışmaları bilim dünyası haritasındaki yerini almıştır’ ifadelerini kullandı” dedi.

Gen tespiti çalışmalarının dünyadaki örneklerinde 10 yıl gibi bir sürede sonuçlar alındığını dile getiren Prof. Dr. Tayfun Özçelik, “Bu sürenin 9 aya inmesinin en önemli sebebi ‘mikroçip’ denilen teknolojiyi kullanabilmiş olmamızdır. Bu nano boyutta bir incelemedir ve insan genom projesinin sonucunda ortaya çıkmıştır” diye konuştu.

Çalışmalarında söz konusu hastalıkla ilişkili tek bir kromozomun, tek bir genin olmadığını tespit ettiklerini kaydeden Özçelik, şöyle devam etti:

“Bu, aslında çok da şaşırtıcı bir şey değil. İnsan genomunda belli bir hastalığa, örneğin sağırlığa neden olan birden fazla hatta onlarca gen tanımlanıyor. Bu çalışmada da gördük ki, insanda yürüme ile ilişkili sinir ağlarında görev yapan birden fazla gen var. Tüm genetik incelemelerimizin sonunda 9. kromozomda bulunan VLDLR geninin mutasyona uğradığını, yani bozulduğunu gördük.”

20’den fazla hasta üzerinde yürütüldü

“Üner Tan Sendromu”nun basına yansımasının ardından Hatay’daki ailenin dışında başka ailelere de ulaşma imkanı bulduklarını anlatan Özçelik, şunları kaydetti:

“Çalışma dört aile üzerinde yürütüldü. Bu ailelerin arasında 19 çocuğu olan bir aile de bulunuyor. Hatay’daki ailemiz dışında, Adana, Gaziantep ve Çanakkale’nin Biga Yarımadası’nda yaşayan ailelerin olduğunu da tespit ettik. Projemizde 20’nin üzerinde hastayla çalıştık. Bu hastalıktan etkilenmiş Türkiye dışında Brezilya’da bir aile olduğunu gördük. Bu aile, SCI indeksinde de rapor edilmiş. Rapor edilmemiş ancak Irak, Hindistan Kolombiya, Küba, Meksika, Arjantin’de ve İran’da da bu hastalığın genini taşıyan ailelerin bulunduğu biliniyor.”

“Evrim süreçleriyel ilgili bilgiler verecek”

Dört ayak üzerinde yürüme ile ilgili genetik hastalığın insanlığın evrim süreçleri ile ilgili önemli bilgiler verme ihtimalinin yüksek olduğunu anlatan Özçelik, şöyle devam etti:

“Bilim dünyası, çalışmanın evrimsel gelişme sürecinde insanları diğer primatlardan ayıran ana özelliklerin bulunması konusunda da bazı ipuçları verebileceğini düşünüyor. Evrimsel gelişim sürecinin belki de en önemli dönüm noktasının insanın iki ayak üzerine kalkması olduğu hususunda bilim dünyası hemfikir. Bu genin bulunmasının evrim teorisi ile direkt değil ancak dolaylı bir ilişkisi var. Modern insan olan ‘homo sapiens’den önce de insan pek çok genetik değişiklikler geçiriyor. Bu süreçte, beyin ve sinir sisteminde de değişmeler oluyor. Denge yapısı da gelişiyor. Bu değişmelerin hangi genler üzerinde olduğu ile ilgili bir bilgi bu çalışmaya kadar yoktu. Bunun ilk örneği VLDLR geninin bu süreçte yer aldığının gösterilmesidir.”

“Hastalık tanı ve taşhisinin yolu açıldı”

Genin tanımlanmasıyla tıpta tanı testlerinin, ilaç geliştirmeye yönelik hedef moleküllerinin belirlenmesi için yolların da açılmış olduğunu ifade eden Özçelik, şunları kaydetti:

“Bu genin bulunmuş olmasıyla yapılabilecek çok şey var. İnsan sağlığı ile ilişkili olarak bu geni taşıyan ancak hastalığın özelliklerini göstermeyenler artık DNA incelemesiyle tespit edilebilecek. İncelemelerimizde ‘genin bulunduğu yörede yaşayan 400 kromozomda bir taşıyıcılık durumu var mı’ diye baktık. Bunun olmadığını gördük. Bu sonuç hastalığın çok sık gözüken bir bozukluk olmadığına işaret ediyor.

Fakat bizim özellikle akraba evliliği yapma kültürümüzde yerleşmiş. Bu nedenle bu geni taşıyan, ancak hastalanmayan ailelerin durumu da merak konusu. Bunların her birisi için doğum öncesinde ve taşıyıcıda tanı yapılabilir hale geldi. İkinci bir diğer gelişme de eğer ilaç endüstrisi ve hücre biyologları bu hastalığın tedavisine yönelik bir proje yaparlarsa nereye bakacaklarını biliyorlar.”

Hastalıkla ilgili iki gen daha bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Tayfun Özçelik, “Bunların bulunmasıyla beyincik ve beyin işlevlerinde ve özellikle denge duyusunun gelişiminde rol alan diğer önemli genlerin de tanımlanması mümkün olacak. Bunun yanında VLDLR geninin tam olarak bozulmadığı fakat işlevini kısmi yitirdiği hastalıklar olabilir. Tam dört ayak üstüne düşürmeyen fakat dengenin bozulmasına yol açan hastalıklar. İşte bu hastalıkların sebebinin bulunması olasılığı var” dedi.

Milliyet

Reklamlar