‘Adnan Hocacıların yaptığı, bir sindirme kampanyasıdır’

Bir araya gelen bir grup evrimcinin bir yılı aşkın çabalarıyla, http://adnanhocasucisliyor.blogspot.com/isimli blogda Adnan Oktar’ın kitaplarında, programlarında ve internet sitelerinde suç unsuru teşkil ettiği düşünülen ifadeler toplandı ve hukuki girişim başlatıldı. Grup, bu girişimde amaçlarının başkalarının ifade özgürlüğüne saldırmak değil, bugüne kadar Adnan Oktar ve ekibinin kendileri gibi düşünmeyen, fikirlerini beğenmedikleri yazarları, çizerleri, yayınevlerini ve internet kullanıcılarını yıldırmak için bir mücadele yöntemi olarak kullandıkları davalara dikkat çekmek, asıl Adnan Oktar ve ekibi tarafından açılan bu davaların ifade özgürlüğüne zarar verdiğini göstermek olduğunu belirtiyor. Organizatörlerden Gökhan Gülser ile konuştuk.

 Öncelikle Türkiye’de sanırım ilk defa böyle bir dava açıldı Adnan Oktar’a. Bu adımı atan kişilerden birisi olarak kendinizden bahsedebilir misiniz?

Evet, benim de bildiğim bu tür bir davayı ilk açanlar bizleriz. Biz bu davayı açtıktan sonra, başkalarının da benzer bir dava hazırlığı içinde olduğunu öğrendik, ama biz daha önce açmışız. Ben yurtdışında (ABD’de) yaşayan bir Türk mühendisiyim. 16 yıl önce lisansüstü çalışmalarım için bu ülkeye geldim. Hala da burada yaşıyorum. Evliyim, iki çocuğum var. İnternette Evrim, Yaratılışçılık, Bilim ve Din gibi konularda mevcut çeşitli site, forum, blog ve benzeri ortamları uzun süredir takip ederim. Bu davayı birlikte açtığımız kişilerle de bu ortamlar vasıtasıyla tanıştık. Sadece bilime değer veren ve Evrim Teorisinin bilimin önemli bir parçası olduğunu bilen biriyim.

Evrim karşıtı fikirleriyle kamuoyunda Adnan Hoca olarak tanınan Adnan Oktar’a bir dava açtınız. Böyle bir adım atma ihtiyacı nereden çıktı?

Çünkü bu işi asıl yapması gerekenler yapmıyor. Ülkede o kadar bilim adamı, evrimci profesör ve aydın var. Aslında bize düşmemesi gerekirdi bu işin. Adı sanı duyulmuş, bilinen, saygı duyulan, adının önünde unvanları olan kişilerden çıkmalıydı bu tür bir girişim. Ama daha fazla da bekleyemezdik. Ülkede dini kendi emellerine alet eden pek çok kişi ve kesim var. Bunlar her gün televizyonlarda, gazetelerin köşelerinde, ya da kendi yazdıkları kitaplarda Evrimcilere, Materyalistlere, Ateistlere, Marksistlere, Yahudilere vs sövüp sayıyorlar. Bunlara kimse birşey demiyor, tüm bunlar fikir hürriyeti kapsamında değerlendiriliyor ve algılanıyor, ama sonra birileri içinde “Allah yok, din yalan” diye bir ifade geçen bir karikatür yapıyor diye “halkın dini duygularını incitmek”ten dava ediliyor. Ya da Evrim Teorisini anlatan ve savunan siteler yapıyorlar, videolar hazırlayıp youtube’a koyuyorlar diye. Dinsel konularda herhangi bir ima içeren her türlü çalışma, son derece saygı sınırları çerçevesinde gerçekleştirilmiş bile olsa, bazıları tarafından dine hakaret sayılıyor. Bunlar arasında ise Adnan Oktar ve ekibi başı çekiyor. Ülkemizde son yıllarda açılan bu tarz davaların çoğuna bakın, altından bu grup çıkar. Yaptıkları bir sindirme kampanyasıdır. Kendilerinden farklı düşünenleri, farklı dünya görüşlerini ya da felsefi düşünceleri kabul edenleri bu davalar yoluyla korkutup sindirmeye çalışıyorlar. Amaçları budur. Yoksa açtıkları davaların pek çoğundan sonuç alamıyorlar aslında. Pek çoğu düşüyor bu davaların. Ya da sanık beraat ediyor. Ama bu yıllar süren dava süreçleri sonucu bu sanıkların hem maddi hem de manevi olarak yıpranmalarını önlemiyor. Tek yaptığı kendi çapında hazırladığı bazı masum videoları Youtube’a yüklemek olan kişilerin evi polis tarafından basılıyor, bilgisayarlarına el konuyor, bu kişiler yaka paça savcılığa götürülüp ifadeleri alınıyor. Aylarca, yıllarca stresli dava süreçlerinden geçiyor bu kişiler. Acaba hapis yatacak mıyım, para cezası alacak mıyım, ya da adım çıkacak, mimlenecek miyim, bu yüzden de İslamcı bir militan kafama kurşun mu sıkacak gibi sıkıntılarla yaşamaya mahkum ediliyor bu kişiler. Halbuki tek yaptıkları kendi dünya görüşlerini, bakış açılarını savunmak, bunları insanlara anlatan web sayfaları, videolar, yazılar falan hazırlamak. Bu derece büyük çarpıklıkları insan uzun süre görmeye tahammül edemiyor. Bunları bir görürsünüz, iki görürsünüz. Ondan sonra rahatsız olmaya başlarsınız. Yıllar boyu bu sürer giderse de, bu ülkede hiç mi duyarlı vatandaş kalmadı, bu çarpıklıkları sadece ben mi görüyorum diye saçınızı başınızı yolarsınız.
Dolayısıyla da bir noktada iş başa düştü deyip kolları sıvarsınız. Başkalarından bir şey çıkmayacak, bari ben bir şeyler yapmaya çalışayım dersiniz. Bizim de yaptığımız bir bakıma bu.

ABD’de yaşadığınızı söylediniz. ABD’de de evrim karşıtlığı konusunda ciddi bir gerici basıncın var olduğunu biliyoruz. Türkiye ile ABD arasında bu bağlamda ne gibi benzerlikler var?

ABD zaten bu yaratılışçılık akımının çıktığı yer. Oradaki Protestan kilisesinin maddi gücü sayesinde büyüyüp bu noktalara gelmiş bir hareket bu. Her bakımdan küçük Amerika olmaya çalışan Türkiye ise bu konuda da orayı taklit ediyor. Yaratılışçılık akımının ABD’den sonra en güçlü olduğu ülkenin Türkiye olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmış, bir o kadar da üzülmüş ve sinirlenmiştim. Çünkü bu gerici düşünceler, dünyanın hiçbir uygar ve Batılı ülkesinde ciddiye alınmaz. Gidin Avrupa ülkelerine bakın. Ya da Asya ülkelerinin gelişmiş olanlarına. Oralarda böyle bir mevzu bile yok. Yaratılışçıların anlattıkları masaldan farksız. Evrim ve bilim eğitimi tüm okullara ve ders kitaplarına, daha da önemlisi insanların zihinlerine girmiş.

Eskiden dünyanın bir kaplumbağanın sırtında olduğunu söylemek ne idiyse, günümüzde de insanların Adem ve Havva’nın çocuklarının birbiri ile yatması sonucu oluştuğunu söylemek odur. Evrim, adına teori dense de, günümüzde bilimsel bir gerçektir. Kendisine teori denmesi, bilimin işleyiş biçimi sebebiyledir. Bilimde fikirler yanlışlanabilirler ama hiçbir zaman tamamen doğrulanamazlar. Kaç tane beyaz kuğu görürseniz görün, yarın göreceğiniz bir kuğunun siyah olma ihtimali vardır. Bu yüzden de bütün kuğuların beyaz olduğu fikrini hiçbir zaman %100 kanıtlayamazsınız. Bu yüzden de bilimde her şeye teori dersiniz. İzafiyet teorisi gibi, ya da yerçekimi teorisi gibi. Yerçekimine teori deniyor diye nasıl yerçekiminin varlığından şüphe etmiyorsak, aynı durum Evrim Teorisi için de geçerlidir. Yani Evrim Teorisine teori denmesi, kendisinden şüphe duyulması falan sebebiyle değildir. İzafiyet teorisi veya yerçekimi teorisi ne kadar teoriyse, evrim teorisi de o kadar teoridir.

İşin en can sıkıcı tarafı, ülkemizde pek çok kişinin evrim teorisine artık bilim adamlarının bile rağbet etmediğine inanması, hatta bu konuda ikna olmuş gözükmesi. Gerçek bilimin bu derece bilinmediği ve öğretilemediği bir ülke olduğumuz için çok üzülüyorum.

Evrim teorisi konusundaki bu kadar yanıltıcı düşünce ve inançların arkasında ise ülkemizde dini siyaset edenlerin uzun süredir pompaladığı İslami siyaset ve dinci eğitim var elbette. Bir de bu yaratılışçı fikirleri ABD’de üreten kurumlardan alıp, İslami motiflerle süsleyip, İslami bir yaratılışçılık akımı haline getiren yerli yaratılışçılarımız ve onların çabaları var, ki bunlar arasında da bildiğiniz gibi Adnan Oktar ve ekibi başı çekmektedir.

Adnan Oktar aslında birçok siteyi kapattırıp yine birçok kişi ve kuruma da dava açan birisi  bu durum sizin dava sürecinizi nasıl etkiledi?

Bu durumdan çekindik tabi. Bizim de başımıza bir şey gelir mi, çok canımız sıkılır, başımız ağrır mı diye düşündük. Ama baştan da dediğim gibi, biz alelade vatandaşlarız. O bahsettiğim profesörlerin, bilim adamlarının, ya da ünlü kişilerin kaybedecekleri şeyler var. En azından itibarları var. Sağda solda yazıp çizdikleri, ya da kameraya çekilip şu ya da bu konuda ifade ettikleri fikirleri var. Yani Adnan Oktar ve ekibi bunlarla uğraşmak istese, inceleyip araştırabileceği ve belki dava edebileceği bir şeyleri var bu kişilerin. Belki de bu bahsettiğim türde kişilerin hiçbirinin bu tür bir girişime yeltenmemesinin altında bu tür sebepler vardır kim bilir. Ama biz öyle değiliz. Dediğim gibi, alelade vatandaşlarız. Varlığımızla yokluğumuz belirsiz. Adnan Oktar ve ekibi bizimle uğraşmaya muhtemelen yeltenmez bile. Bizi o derece önemli görmeyeceklerdir. Zaten yeltenseler ve uğraşmak isteseler de, o bahsettiğimiz türde kişiler gibi incelenip, didiklenip dava edilebilecek türde bir şeylerimiz olmadığından, biz kendimizi bu tarz kişilere göre daha bile güvende gördük bu konuda. Zaten bu çalışmayı yapan ve Adnan Oktar’ın sitelerini, kitaplarını vs inceleyen ekibimiz kalabalık olsa da, vekalet vererek davaya aktif olarak katılanlarımız genellikle yurtdışında yaşayan kişiler. Bu durumun da bizi biraz daha güvenli hale getireceğini düşündük.

Türkiye’de evrim karşıtlığını kabul ettirme konusunda bilim çevrelerine özellikle siyasal iktidar tarafından uygulanan ciddi bir basınç uygulanıyor. Siz bu konuyu nasıl yorumluyorsunuz?

Ülkemiz için üzülüyorum sadece bu konuda. ABD’de de bu yaratılışçılık akımı özellikle geçmişte çok güçlüydü ve çok problemler yaratmıştı. Ama ABD uzay yarışında Sovyetlerin ardına düşmeye başladıktan sonra orada politikacıların da halkın da paçası tutuştu. Bilimde nasıl atılım yaparız, ne yapmamız gerek diye düşünmeye ve çabalamaya başladılar. İşte Evrim teorisinin tekrar doğru dürüst okutulmaya başlanması ve yaratılışçılık akımının ektilerinin bir nebze de olsa bertaraf edilmesi bu endişelerden sonra mümkün oldu. Türkiye ise durumun ciddiyetinin farkında bile değil. Ülkedeki bilim eğitiminin vahametinin, bu konularda uygulanacak bir baskının ülkenin gelişmişlik düzeyini ve gelecekteki bilimsel altyapısını nasıl etkileyeceğinin farkında bile değiller. En acısı budur. Dini ve politikayı bilime karıştırarak bilim yapılamayacağını öğrenememişler hala ülkemizde birileri.

Evrim Teorisi’nin halk nezdinde daha yaygın biçimde kabul edilmesi noktasında bundan sonra neler yapmayı planlıyorsunuz?

Grubumuzda bu tür konularda web sayfaları, blogları falan olan arkadaşlar da var. Yani bu konularda şu anda bile bir şeyler yapılıyor zaten. En önemlisi eğitimdir. İnsanlar evrim teorisine bilgisizlikten karşı çıkıyorlar. Bu bilgisizlikle savaşmak işin en önemli kısmı.
Bu tür yasal mücadeleler ise, gerektiğinde yine gelecekte de yapılacaktır elbette. Mesela bu kişilerin sahte fosil sergileri falan da olmuş. Benim haberim yoktu, yurtdışında olduğum için. Ama bahsedildi. Bizim başlattığımız bu öncülüğü başka bazı duyarlı vatandaşlar da devam ettirir ve bu sahte fosiller ve benzeri başka konularda bu kişileri ya da başkalarını dava ederlerse, bizim düşüncelerimizin marjinal ve radikal falan olmadığı anlaşılır ve ortaya çıkar. İnsanların kendine daha da güveni gelir. Evrime inandığını söylemek, ya da dinlere inanmadığını söylemek daha kolay bir hale gelir toplumda. Bu fikir hürriyetine de yarar, demokrasiye de yarar, ülkede daha huzurlu bir ortamın oluşmasına da yarar.

Evrim karşıtlarına baktığımızda gerici fikirlerle beslenen ve hegemonyasını buradan kurmak isteyen bir tipolojiyle karşılaşıyoruz. Siz evrim karşıtlığının politik bir alt yapısının olduğunu düşünüyor musunuz?

Benim şahsi fikrimi grupta herkes paylaşmayabilir. Çünkü grubumuz politik fikirler açısından homojen bir grup değil. Aramızda sosyal demokratımız da var, sosyalistimiz de var, hatta liberallerimiz bile var. Ama büyük çoğunluğumuz sol görüşlüdür haliyle. Bu yüzden, tüm grup adına konuşmak istemem bu konuda. Fakat ben kendi yaklaşımımı çok kısa ifade etmek istersem, şunu diyebilirim ki, evrim karşıtlığı, dini kullanarak insanları uyutmaya çalışan ve böylece bu dünyada yaşadıkları haksız bölüşümü kabullenmeye itme maksadı taşıyan üst sınıfların icat ve empoze ettiği ve tarih boyunca dini kendi emelleri için kullanmaları alışkanlıklarının uzantısı ve günümüzdeki biçimi olan bir akımdır. Dün şeriatçılar vardı, şimdi onlara pek rağbet gösteren yok. Onun yerine badem bıyıklılar var, yeşil kuşak var, reformcu İslamcılar var, ve tabi bir de bu Amerikan yaratılışlığını bizim topluma uyarlamaya çalışan yaratılışçılar var. Yarın ne olur bilinmez.

Birgün

Reklamlar